Yeme bozukluklarını; anoreksiya nevroza ve blumia nevroza olarak iki şekilde tanımlamaktayız.

Anoreksiya nevroza, anoreksiya iştah kaybını, nevroza da duygusal tepkileri ifade etmektedir. Aslında bu hastalarda iştah kaybı diye bir durum yoktur, aksine iştahları ve yemeğe olan ilgili gayet iyidir. Sadece kendilerini aç bırakmaktadırlar. Bu kişiler normal vücut ağırlığında olmayı reddederler. Bunu sağlamak için kendini kusturma, mühsil kullanımı, idrar söktürücü kullanımı, aşırı egzersiz yapma ve kendini aç bırakma yöntemlerini kullanmaktadırlar. Bunun yanı sıra kişilerin kilo veriyor olmalarına rağmen kilo almaya karşı aşırı bir korkuları vardır. Bu şekilde ki davranışların sonucu olarak kızlarda menstürasyon döngüsü aksamaya başlar. Bu kişilerin bedenlerine dair çarpık bir algıları vardır.

Aşırı kilo vermiş olmalarına rağmen kendilerini olduklarından çok daha kilolu algılarlar. Basen, karın ve kalça gibi vücutlarının bazı bölümlerinin çok kilolu olduğuna inanırlar. Kendilik değerlerini, inceliklerini korumayla doğru orantılı tutarlar.

Anoreksiya, tipik olarak ergenlik döneminde ortaya çıkmaktadır. Kadınlarda erkeklere oranla on kat daha fazla görülmektedir. Hastalığın görülme sıklığı %1’dir. Hastalık; genellikle ergenlik döneminde bir diyet sonrası ya da stresli bir yaşam olayının sonrasında ortaya çıkmaktadır. Anoreksik hastalarda sıklıkla depresyon bir arada görülmektedir. Bunun nedeni, açlıkla beraber değişen biokimyasal denge ve kilo ile ilgili olarak yaşanan suçluluk ve utanma duygusunun olduğu düşünülmektedir.

Kendilerini aç bırakmak, mühsil, idrar sökücü kullanımı gibi davranışlar sebebiyle fiziksel olumsuz birçok belirti ortaya çıkmaktadır. Bunlardan bazıları; kan basıncı düşmesi, kalp atışı yavaşlaması, kemik yoğunluğu azalması, deri kuruması, hormon düzeylerinin değişmesi ve kansızlıktır. Anoreksiyanın bu belirtilerine de bakılınca yaşamı tehdit eden bir hastalık olduğunu söyleyebiliriz. Hastaların ancak %50’si iyileşme göstermektedir. Bazı ileri durumlarda ölümle sonuçlanan vakalara rastlamak mümkündür.

Anoreksik hastaların tedavisi hastane yatışı ile gerçekleştirilir. Nedeni; tıbbi komplikasyonları ve ölüm olasılığını uzaklaştırmaktır. Bunun yanında hastaya kilo alımının sağlamsında yardımcı olunur. Yemekler sırasında eşlik edilir. Bu durumda hastaların kilo almaları sağlanabilmektedir. Yalnız en riskli kısım alınan kiloların korunmasıdır. Bu kısmın başarılı olmasında daha çok net bir sonuç bulunmamaktadır. Sadece tedavi sürecinde ailenin de bu sürece katılmasını sağlamak daha olumlu bir etki yapmaktadır diyebiliriz.

Blumia nevroza; blumia öküz gibi acıkmak anlamına gelmektedir. Bu hastalıkta çok miktarda yiyeceğin hızlı bir şekilde tüketilmesi sonra kilo alımını engellemek için kusma, ya da hiç yememe ve aşırı egzersiz yapma gibi çok uç davranışlar yapılmaktadır.

Bir yaşam olayı ile tetiklenebilir, yalnız olma ve sosyal ortamlarda yeme durumlarında, kilo almaya dair olumsuz duygular ile artış gösterebilir. Tıkınırcasına yemek, kısa bir zaman içinde bir insanın bir günde yiyebileceğinden daha fazla yemeği yiyebilmek şeklindedir. Tıkınırcasına yeme davranışının ardından, bu durumdan iğrenme, kilo almaktan korkma, huzursuz olma duyguları ile blumianın ikinci aşaması olan çıkarma davranışına geçişi sağlar.

Blumik hastaların da beden algıları çarpıktır. Kilo almaya dair ciddi korku ve endişeleri vardır. Kendilik değeri koruyabildikleri incelikleri ile doğru orantılıdır.

Vakaların % 90’nı kadınlardan oluşmaktadır. Genel nüfusta kadınlar arasında görülme sıklığı % 1-2 arasındadır. Blumia nevroza, sıklıkla depresyon, kişilik bozuklukları ile birlikte görülmektedir. Yapılan bazı çalışmalarda depresyon ile kalıtımsal olarak benzerlik gösterdiği ortaya çıkmıştır. Hastalarda, sürekli kusma, alınan mühsil ve idrar sökücü haplar ile çok fazla fiziksel şikayet ortaya çıkmaktadır.

Blumia nevroza da; hem Bilişsel-Davranışçı Terapiler hem de kişiler arası terapiler uygulandığında başarıların sağlandığı görülmektedir. Fakat Anoreksiya Nevroza gibi sağlanan tedavi sürecinin devamındaki başarı oranı düşüktür.